Anasayfa �
Tarihi � Mevlevi K�yafeti
Mehter
Ürün Kodu: T113
Mevlevi k�yafetimiz pamuklu gabardin kuma� üzerine olup tasar�m ve dizayn anonimdir. A�a��daki parçalardan olu�maktad�r.
1. Keçe semazen ba�l���
2. Beyaz gömlek
3. Kollu cepgen
4. Saten ku�ak
5. Sema ete�i
6. �alvar
7. Siyah mes
K�yafet Detay�: Mevlevi Elbisesi
Mevleviler, elifî denen a��, pantalon a��ndan biraz geni� �alvar, yakas� bir parmak enlili�inde ve sol taraftan iliklenen bele yahut belden biraz a�a��ya kadar inen dar kollu ince gömlek, bu gömlek üstüne kolsuz, yakas�z, fakat omuzlara gelen yerlerinde, omuz ba�lar�n� örtecek �ekilde ve gittikçe ensizle�en müdevverce bir istitale bulunan ve bele kadar inen önü aç�k yelek (Hayderî, Hayderiyye) ve hepsinin üstüne de yakas�z ve enseden gö�se kadar yanlarda, ekseriyetle Oniki �mâm'a i�aret olarak oniki, yahut Mevlevîlerce kutlu say� olan onsekiz makina diki�i bulunan ve h�rka denen topuklara kadar uzun, belsiz düz bir pardesü giyerlerdi.
Bu, d��ar� k�yafetiydi ve bu k�yafette, öbür tarikatlere nazaran, sikkeden ve h�rkan�n diki�lerinin say�s�ndan ve arkadaki �ekilden ba�ka bir hususiyet yoktu. Ba�ta dal sikke bulunurdu. �eyhler de bir merasime i�tirak etmiyorlarsa destars�z sikke giyerlerdi. Son zamanlarda merasime bile gidilse �eyhin yan�ndaki dede, bir mahfaza içinde destarh sikkeyi ta��r, iktiza edince �eyh, ba��ndaki sikkeyi ç�kar�r, onu giyer, ç�kard��� sikkeyi mahfazaya koyard�. �eyhler, mukabeleden ba�ka günlerde tekkede de dal sikke giyerlerdi.
Mevlevîlerde iç ve d�� elbisenin hiç birinde ilik ve dü�me olmaz, kapanacak yerlerde ayn� kuma�tan yap�lan kar��l�kl� ipe benzer k�s�mlar, birbirine ba�lan�rd�.
Arakiyye:
Ter emen anlamlar�na gelen bu kelime, beyaz ve dövme yünden yap�lm��, sikke kadar uzun olm�yan bir serpu�tu. Semâ' ç�karmam�� dervi�ler, arakiyye giydikleri gibi istiyenlere ve bilhassa çocuklarla kad�nlara �eyh taraf�ndan arakiyye tekbir edilirdi. Üstü. Yukar�ya do�ru sivrice, dar ve iki yandan yass� olup üstte, âdeta önden arkaya do�ru ve yüksek bir çizgi te�kil edecek tarzda yap�lm�� olanlar�na «elifi arakiyye» denirdi.
Sikke:
Külâh-� Mevlevi ve fahir de denen sikke, içice geçmi� iki kat ve koyu kahve renginde, yahut bal rengi veya beyaz, a�a�� yukar� 45 - 50 santimetre uzunlu�unda, dövme yünden yap�lma bir külaht�. Üst taraf�, alt taraf�na nispetle birazc�k dard�.
�lk zamanlarda alt kenar� kal�n, üstü sivrice ve kal�ps�z olan sikkeler, son zamanlarda boyca k�sal�p yukar�daki uzunlu�a indi�i gibi keçe de incelmi� ve fese benzemi�ti. Sikke zamklan�r, kal�plan�r, ütülenir, par�l par�l bir hale getirilirdi.
�eb-külâh denen ve gece yat�l�rken giyilen sikkeler, arakiyyeden uzun, arakiyeden k�sa ve kal�ps�zd�. Son zamanlarda yal�n kat sikke giyenler de vard�.
Sikkelerin kenarlardan itibaren üste do�ru bas�k ve tepesi keskin «külah-� seyfî - k�l�ca benzer külah» denirdi. Son zamanlarda bu çe�it sikke giyen yoktu. Dîvâne Mehmed Çelebi ve dervi�leri, bazan bu çe�it külâh giyerlermi� ve zaten seyfî külah ona mensupmu�. Bu külah, daha ziyade �emsî Mevlevîlere aitti.
Destar ve �ekilleri
Mevlevîlerde, sar�k yerine ayn� anlama gelen «destar» kelimesi kullan�l�rd�. Mevlânâ ve Sultan Veled'le ilk Mevlevîlerin destarlar�, gayet geni� tülbendin, hiç bir k�r���k olmaks�z�n bükülmesinden ve soldan sa�a ve ya mail bir �ekilde sar�l�p soldan sa�a sar�lan büklümlerle kar��la�mas�ndan meydana gelen büyük ve o zaman bilginlerinin sard�klar� «örfî» biçimidir. Osmano�ullar� zaman�nda örfî sar�k, biraz daha uzunca yumurta tarz�nda sar�lm��, üstüne de ceviz kadar ve k�rm�z�, yollu bir lak eklenmi�, bu cins sar��a «örfî mücevveze» denmi�ti. Sonradan Mevlevîlerde örfî destar�n ayn�, fakat a�a�� yukar� yar�s� kadar destar sar�lm�ya ba�lanm��t� ki buna «Cüneydi» denirdi. Yuvarlak hâle getirilen destâr�n içi pamukla doldurulur ve kenardan dikilirdi.
Sonralar� alt k�sm� geni�, üstü gittikçe darla��r ve tam üstte sikkenin üstüne bir kere sar�lacak kadar sikkeyle ayn� muhite gelir tarzda destarlar sar�lmaya ba�lanm��t�. Destar, sikkenin kenar�nda, bir kar�� kadar k�sm� kaplard�. Bu tarz destara «�eker-âvîz» denirdi. �eker-âvîz destar iki parmak enlili�inde tülbendin iki kat olarak dikilip ütülenmesinden meydana gelirdi. �çi pamukla beslenmi�, üstü tülbentle kapl� bir halkan�n etraf�na sar�l�rd�. îlk sarm�ya ba�lan�nca alt k�sm�, birbiri üstüne dolay�p geni�lettikten sonra �ekil vermiye ba�lamak suretiyle saranlar da vard�.
�eker-âvîz destar, «kafesi» tarzda, yâni sa�dan sola ve soldan sa�a sar�lan k�s�mlar, birbirini kesip âdeta bir kafes �ekline benzetilerek, yahut «Hüseynî» tarz�nda, yâni soldan sa�a ve yukar�ya do�ru mail olarak sar�lan k�s�mlar�, sa�dan sola gelenler kesmek suretiyle sar�l�rd�.
Dümdüz sar�lan sar��a «dolama» denirdi. Mevlevîlerde yaln�z �eyhler destar sararlar, dervi�ler ve muhibler saramazlard�. Çelebiler ve halîfeler duhânî, yâni bak�l�nca siyah denecek kadar koyu mor renkte destar sararlard�. �eyhlerden seyyid, yâni Peygamber soyundan olanlar�n destarlar� koyu ye�il, olm�yanlar�n beyazd�. Çelebiler, destarlar�n� altta sikke görünmiyecek, çelebi olm�yanlarsa sikkenin pek az bir k�sm�, âdeta bir z�rh gibi görünecek tarzda sararlard�. Bütün Mevleviler, destar�n, öne al�n�nca gö�sü geçecek kadar bir k�sm�n�, sol taraftan b�rak�rlard�. Örfi ve Cüneydî destarda bu k�sm�n daha uzun oldu�unu görüyoruz. Bu sar�lmayan k�sma «taylasan» denir ve bu yüzden de destarl� sikke, bilhassa edebiyatta saçl� Mevlevi külah� anlam�na gelen «destâr-� giysûdâr-� Mevlevi» diye an�l�rd�. �mâm dede, beyaz dolama destar sarard�. Son zamanlarda hemen her �eyh, koyu ye�il destar sarm�ya ba�lam��t�. �ems ne�esine sahib olanlar, sikkelerini ka�lar�na kadar gelmek üzere giyerler ve al�nlar�n� göstermezler, hattâ sikke, ka�lar� bile örterdi. Zâhitlerse sikkeyi arkaya do�ru giyerler ve al�nlar� görünürdü.
Mesnevî-hânlarla kemâli ve bilgisi olan ve tarikate hizmeti dokunan dede ve muhiblere de, do�rudan do�ruya, yahut herhangi bir �eyhin delaletiyle çelebilik makam�ndan destar sarm�ya izin verilirdi.
Sikke-i düvâzde terk, �emsî sikke:
Oniki dilimli Kalenderi tac�ndan ba�ka bir �ey olm�yan bu kâlüh� bazan Dîvâne Mehmed Çelebi giyermi�. Bu tac�n lengeri, yâni ba�a giren k�sm� dört, kubbesi, yâni üst k�sm� oniki parça beyaz ve dövme keçenin içten ve d��tan dikilmesiyle meydana gelir. Bu parçalar, keskin bir b�çak veya usturayla, mail olarak kesilir, iki parçanm birbirine z�t mail kesimi içten dikilince d��tan bir yükseklik arzeder. Bu yüksek k�sm�n kenarlar� da bal�kç� ipli�iyle düz ve fas�las�z dikilince tam ve muntazam çizgiler meydana gelmi� olur.
Kalenderîlerde ilk zamanlarda d�� diki�ler yoktu. Bu diki�leri Bektâ�îler ilâve etmi�ler, tac�n tepesine de üstü diki�li ve ba� parma��n üst bo�umu kadar, yahut biraz daha küçük ve üzeri yine iplikle dikilip i�lenmi� bir keçe parças� (dü�me) ekliyerek bu tac� benimsemi�ler ve XV. yüzy�lda ya��yan �âir ve nâsir Kaygusuz Abdal'a atfetmi�lerdi.
Bektâ�ilerce Celâli ve Hüseynî tac denen bu oniki terkli tac, XVI. yüzy�lda Mevleviler taraf�ndan «�emsî sikke» ad�yla an�lm��t�. Celâleddin Ergun Çelebi'ye de �ems makam�ndan yedi terkli �emsî tac verilmi�ti ki bunu da XV. yüzy�lda Otman Baba dervi�lerinin giydiklerini «Otman Baba Vilâyetnâmesi»nden ö�reniyoruz. XVI. yüzy�ldan sonra Mevleviler aras�nda bu çe�it tac art�k yoktu. Fakat buna kar��l�k Bekta�îlikten de nasipli dedelerin sikkeleri alt�nda Bekta�î tac� vard�.
Konya müzesindeki �ems-i Tebrizî'ye ait taç, Bektâ�îlerin ilk devirlerindeki elifi Horasânî tac�n�n ayn�d�r. Ancak hiç bir Mevlevî mezar ta��nda �emsî taca rastlamad�k. Konya'da «Hadikât-al-Arvâh»ta yatan Köseç Ahmed Dede'nin sikkesi dört terklidir ve Bektâ�îlerin kulland�klar� Edhemî tac�n�n ayn�d�r.
�stiva:
Hilâfet alâmeti olup sikkenin üstüne, önden arkaya do�ru çekilen iki parmak enlili�inde dar ve ye�il bir çuhad�r. Son zamanlarda sikkesine istiva çeken �eyhe de rastlanmamaktad�r.
Tennure:
Kalenderi ve Hayderîlerle eski Bektâ�îlerde de bulunan bu fistan, kolsuz, yakas�z, gö�se kadar önü aç�k ve bele kadar k�sm� dar olup belden a�a��ya do�ru gittikçe geni�liyen bir elbiseydi. Etekleri, üstüyle k�yaslanam�yacak kadar geni�ti ve alt� parçadan meydana gelir, etek k�sm�na içten dört parmak enlili�inde kal�n ve yünlü bir parça dikilirdi. Semâ' tennuresi denen bu fistan, renkli ve çok defa beyaz olur ve semâ'zen, semâ'a ba�lay�nca elifi nemedle s�k�lm�� olan belden a�a�� k�s�m aç�l�r ve hafif bir dönü�le aç�lan etek, art�k semâ'zeni idare eder, semâ'zen, âdeta onun dönü�üne uyard�. Hizmet tennuresi denen ve matbah canlar� taraf�ndan çile müddetinin sonuna kadar giyilen tennure, semâ' tennuresine nispetle k�sayd�, yâni ayaklara kadar uzan�rd� ve rengi umumiyetle siyaht�.
Tennure, Arap alfabesindeki lamelif harfinin ters çevrilmi� �ekline benzerdi. Bunu giyen insan, harfin ortas�na çekilmi� bir elif gibi görünür ve bu suretle ters «Lâ», bir yâni «�llâ» �eklini al�rd� ki bu, «Allahdan ba�ka yoktur tapacak - Lâ ilahe illallah» sözündeki nefiy, yâni yok saymak medlulünü ifade eden «Lâ» ile varl���n� sabit k�lmak medlulünü ifade eden «îllâ»ya i�aret say�l�rd�.
Mevlevinin mutlak varl�ktan ba�ka bütün varl�k suretlerinin mevhum oldu�unu bilip, kendi varl��iyle beraber nefyetti�ine ve hepsinin, mutlak varl���n zuhuru bulundu�unu ve ancak tek varl���n var oldu�unu ispat eyledi�ine i�aretti. Ayn� zamanda tennurenin, aç�k olan önünde, her iki tarafta onsekiz s�k diki�ten, yahut oraya dikilmi� ve tennure renginde tek bir kaytandan meydana gelen bir z�rh da vard� ki bu z�rh, tam ensede �u �ekilde bir «Lâ» resmeder ve yine bu inanc�n remzi say�l�rd�:
Esrar Dede, Tennurelerde sûret-i lâ'da iyândir Sîne-i gayr� nefyede tâ lâ-y� istiva beytiyle buna i�aret etmi�ti.
Elifi nemed:
Mevlevîlerde bu söz, «Eliflâmet» tarz�nda söylenirdi. Arap alfabesindeki «elif» harfine benzer, uzun, mustatîlî, dört parmak enlili�inde, iki ucu birer üçgen te�kil edecek tarzda sivri, içi düz yün kuma�la kapl�, üstüne, nispeten ince bir kuma� geçirilmi�, kenarlar�na zemin rengine nispetle daha koyu, yahut daha aç�k renkte kuma�tan bir z�rh çekilmi�, a�a�� yukar� bir buçuk metre uzunlu�unda bir kemerdi. Sola do�ru, bele, tennurenin üstüne sar�l�r ve bedenin biraz sol taraf�na rastl�yan ucu, öbür k�smin üstüne gelirdi. Bu uca dikilmi� uzun bir �erit vard�. Bu �erit, ku�a��n tam ortas�ndan ve üstten bele dolan�r ve ucu, dolanm�� k�sma s�k�ca sokulur, bu suretle elifî nemed, bu �eritle ba�lanm�� olurdu.
Deste-gül:
Dar ve dü�mesiz kollu, kollar�n bedene eklendi�i yerler âdeta japone, önü aç�k, bele kadar gelen ve boya nispetle elifî nemedin yar�s�na varan, ince kuma�tan yap�lm�� dar bir yelekti. Ön k�s�mda, sol tarafta, ayn� kuma�tan bir parmak uzunlu�unda bir �erit vard� ki bu �erit, elifî nemede sokulur, bu suretle semâ', sola do�ru oldu�undan deste-gülün, elifî nemede tespit edilmi� bulunan sol taraf� aç�lmam�� olurdu.
H�rka:
Tören h�rkas� anlam�na «resim h�rkas�» da denen bu üst giyim, kollar� yetmi� santimetre geni�likte ve bir metreyi geçen uzunlukta, önü aç�k yakas�z. gayet geni�, belsiz ve ayaklara kadar uzanan bir kostümdü. Yakada yine �eklinde bükülen koyu ye�il ve bir parmak, yahut daha dar enlilikte uzun bir �erit yakalar�n yan�ndan a�a��ya, ete�e kadar iner ve ete�i boydan boya kaplard� ki buna «istiva».denirdi.
Ekseriyetle siyah renkte olan ve mevsime göre yünlü, yahut keten, hatta sof kuma�tan yap�lm�� bulunan h�rkay� dervi�ler, arkalar�na al�rlard�. Kollar�n� giyemezler, önünü içeriden elleriyle kavu�tururlard�. Yaln�z namazlarda, bayramlarda veya sair bir törende, görü�me zaman� kollar�n� giyerlerdi. Namaz veya tören biter bitmez kollar�n� ç�kar�rlard�. �eyhlerse her zaman kollar�n� giyerlerdi. Sikkesiz resim h�rkas� giyilemezdi.
Kemer ve Habbe:
On santimetre uzunlu�unda, gayet ince gümü� veya nikel zincirin ucunda bulunan ve ba�parma��n ilk bo�umu kadar, yahut daha küçük bir ta�a da «habbe» denirdi. Habbe, Yemen ta��ndan, yahut kesme Neceften yap�l�rd�. Zincirin öbür ucunda k�vr�lm�� bir i�ne vard�. �eyhler veya dedeler habbeyi mintanlar�n�n sa� ve sol taraflar�na, omuzlar�na yak�n bir yere bu i�neyle ili�tirirler, habbeler gö�üste, kalb nahiyesi hizas�na sallan�rd�. Burada kemer ve habbenin umumî olmad���n� da kaydedelim.
Ayr�ca, �eyh ve dedelerden hiç biri, meselâ Kaadiri veya Rufâîlerde oldu�u gibi saç koyvermezler, yâni hiç kestirmeyip saçlar�n� omuzlar�na salarak, yahut örüp taçlar�n�n kenar�na sararak tamamiyle ayr� bir hususiyet ibraz etmezlerdi. Aya�a giyilen ayakkab�da bir hususiyet yoktu. Zaman�n âdetine uyarlar, herkesin giydi�i ayakkab�y� giyerlerdi. Di�er tarikat �eyhlerinde veya dervi�lerinde oldu�u gibi sokakta ele ke�kül, teber, yahut boydan uzun asâ ve saire almak ta yoktu. Esasen Mevlevîlikte dilenmek, �iddetle yasakt�.
Bu bahse son verirken �unu da söyliyelim ki Mevlânâ'n�n ve yan�ndakilerin hususî bir elbisesi yoktu. Mevlânâ'n�n giydi�i külah, zaman�n külah�, sard��� sar�k bilginlerin sard��� örfî sar�kt�. Elbisesi de devrinin ve devrindeki bilginlerin elbisesiydi. Yaln�z �ems'in �ehadetinden sonra o zaman yasl�lar�n âdeti veçhile duhânî sar�k sarm��, gö�sü aç�k fereci giymi�ti. �lk zamanlarda Mevlevi olan da kendi elbisesiyle bu yola giriyor, elbisesini hiç de�i�tirmiyordu. Semâ' için tören ve hususî yer olmad��� gibi tennure ve ayr� bir giyim de yoktu. Zaman geçtikçe ve giyim âdetleri de�i�tikçe Mevleviler, Mevlânâ devrinin giyim hususiyetini, nispeten korumu�lar ve bu suretle Mevlevîlikte giyim hususiyeti meydana gelmi�ti. Yaln�z tennurenin, Hayderîlik, Abdâllik, Bekta�îlik ve Kalenderîlikten, Hayderiyye, kemer ve habbe gibi �eylerin de di�er tar�katlerden geçti�ini tekrarl�yal�m.
Rüya Kayra Kostüm Rüyalar�n�z� Hayata Geçirin.. |
Detayl� bilgi, özel istek ve tasar�mlar�n�z için lütfen ileti�ime geçin.. |